Açılış Konseri-MDOB

Açılış Konseri-MDOB

  • Konser

Açılış Konseri
L.v. Beethoven 9. Senfoni

Tarih : 3 Ekim 2019
Saat : 20:00
Yer : Yenişehir Kültür Merkezi Cumhuriyet Salonu
Bilet Fiyatı :
1. Kategori 50 TL (50 TL)
2. Kategori 30 TL (30 TL)
3. Kategori 20 TL (Balkon)

LUDWIG VAN BEETHOVEN

9. SENFONİ

Re Minör, Op.125 Solo, Koro ve Orkestra için Senfoni

4 Bölüm

7 Mayıs 1824’te Viyana Saray Tiyatrosu’ndaki konseri dinlemeye koşanlar, büyük ses şairi Beethoven'i, üzerinde senelerce çalışarak yarattığı Dokuzuncu Senfoni’sini insanlığa armağan ederken gördüler.

Hayatının son yaratma devresini tam bir sağırlık içinde geçiren büyük dâhi, bu ulu eserinin ilk çalındığı gün, ödevini tam olarak başarmış bir kahraman edasıyla orkestra şefi yerinde ayakta duruyor ve üç yüz kişiden ibaret olan orkestra ile koroyu Konzertmeister yerinden, arkadaşı Umlauff, onun yerine idare ediyordu. O gün, bu tarihe mal olan hadisenin nasıl geçtiğini yakından görenler, güzel olduğu kadar da içler parçalayan bu manzara karşısında göz yaşlarını tutamadılar, çünkü senfoninin devamı boyunca orkestra şefi yerinde hiçbir şey işitmeden ayakta durmuş olan büyük sanatçı, eser çalınıp bittikten sonra, hükümdarlara bile nasip olmayan şiddetli alkış tufanını da işitememiş ve ancak hayranlarından biri tarafından kollarından tutulup salona çevrildiği zaman, halkın büsbütün alevlenen heyecanı karşısında olan biteni anlamış ve sevindiği kadar da acı duymuştu. (...) Yaratma dehasını en çok senfoni gibi metni olmayan mutlak müzik eserleri uğrunda harekete geçiren Beethoven, sanat tarihine otuz yıllık bir çalışmanın sonucu olan sekiz büyük senfoniyi verirken, “korolu” bir senfoni yazmak hayalini en az bir çeyrek yüzyıldır kafasında taşıyıp duruyordu.(...) 9. Senfoni büyük sanatçıyı, işitemediği için hasretini çektiği “insan sesi”ne ulaştıran ve sanatçının bütün senfonilerinde anlatmak istediği şeylerin yalnızca “insan sevgisi”nde bulunabileceğini hatırlatan bir eserdir. Burada senfonilerinin tek ifade unsuru olan çalgılarla artık söze devam edemeyen Beethoven, insanlığın en doğal anlaşma aracı olan hançereye dönmüş ve büyük bir sevgiden gelen neşenin ne demek olduğunu burada yalnız insan sesine söyletmek istemiştir. Beethoven, çocukluğundan beri çektiği büyük acılara rağmen, insan iradesinin her engeli önleyebileceğini önce “Fidelio” operasıyla insanlığa söylemiş bulunuyordu (1805).

Büyük sanatçı, 9. Senfoni’sinde ise, dünyanın bütün acılarına katlanma cesaretinin, insan hasletlerinin en başında geldiğini, kuvvetin ahlak, yaşama neşesinin bir görev olduğunu insanlığa hatırlatıyordu. (...) Yıllarca süren yorucu hazırlıklardan sonra, 1822 yılında Beethoven'in tekrar 9. Senfoni planıyla uğraşmaya başladığını anlıyoruz. 1822 yılının taslaklarında göze çarpan bütün bu düşünüşlerin, sanatçının kafasında en az çeyrek yüzyıllık bir dinlenme sonunda olgunlaştığı anlaşılıyor.

Nihayet Beethoven “korolu” bir senfoninin ilk önce beş bölümlü olarak yazılmasına yine aynı yıl içinde karar veriyor ve bir müddet daha süren tereddütten sonra, son bölümde insan sesi bulunacak olan bir senfoni yazılması artık kesin olarak kararlaştırılıyor. Fakat bu sefer sanatçı yine bir güçlükle karşılaşıyor. O zamana kadar sanat tarihinde bir eşi daha olmayan böyle “korolu” bir senfonide Schiller’in “Neşeye Şarkı” şiiri, insan seslerine nasıl bir müzikle başlatılacak? Sanatçı uzun uzun düşünüyor, koroyu veya solistleri birdenbire söze başlatmamak için, en önce sırf çalgılarla çalınacak bir “giriş müziği” yazmayı kafasından geçiriyor.

Nihayet orkestra müziğinden insan sesine dönüşü kolaylaştıracak olan bir “geçiş cümlesi”nin bestelenmesine, uzun düşüncelerden sonra, güçlükle karar veriliyor. (...) İşte Beethoven'in uzun yıllar içinde, bazen de ara vermek suretiyle yazdığı bu büyük senfoni, 1824 yılı Şubatında bitirilmiş, ancak 1826 yılında, 125. eser olarak Mainz’da yayımcı Schott tarafından basılmış ve Prusya Kralı III. Friedrich VVilhelm’e ithaf edilmişti.

Şimdi bu büyük eserin ayrı ayrı dört bölümündeki felsefi içeriğin Thomas-San Galti’ye göre açıklanmasına gelelim: I. Bölüm’ün (Allegro ma non troppo ma un poco maestoso) bas taraflarındaki hafif ve sessiz havası içinde, çalgılardan bazılarının tereddüt ederek, durarak ya da koşarak akışları, acı çeken bir ruhun olumsuz kuvvetlerle olan şiddetli boğuşmasını temsil etmektedir. Ama her şeye rağmen, bu bölümün en sonunda bile, özlenen zafere bir türlü ulaşılamamış, hattâ bu uğurda bir araya toplanan bütün kuvvet, kudret, neşe ve acı, beklenen mutlu sonuca, yani zafere, insanı bir adım bile yaklaştıramamıştır.

II. Bölüm’ün (Scherzo) başındaki şiddet, esrar dolu bir içeriği belli etmektedir. Bu gizli içerik gitgide daha güçlenmekte, daha açık olarak duyulmakta, ancak bu bölümün sonuna kadar aynı ketumluğa ısrarla devam etmektedir. Burada devamlı olarak göze çarpan “kaybolmalar”, “tekrar görünmeler”, eserin ortalarına kadar yer yer duyulmakta ve bu durum, senfoninin ancak Presto kısmında adeta insan iradesinin verdiği bir cevaba benzemektedir.(...)

III. Bölüm'e gelince (Adagio molto e cantabile), burada nefesli çalgılar adeta hıçkırıklarla söze başlamakta ve eserin bu bölümü parlak nağmelerin sevinç ve keder dönüşümleri içinde sona ermektedir.

IV. ve son Bölüm ise (Andante moderato espressivo), bundan önceki bölüme tam bir tezat oluşturmakta ve bütün eserin en derin duyuşları anlatan bir parçası olduğunu, daha ilk ölçülerde dinleyenlere kabul ettirmektedir. Bu bölümde bir süre sonra başlayan Andante ile Adagio dönüşümlerinin arkasından, Andante'nin yerini bir kere daha Adagio alır ve eserin sırf enstrümantal bölümlerinin burada hafif notlar üzerinde sona erdiği görülür. Bundan sonra Beethoven’in hiçbir müziğinde eşi olmayan Presto bölümü başlar ve bu bölüme giriş, kendini dinleyenlere bütün özellikleriyle duyurur. (...) Presto’nun tekrar gürlediği andan birkaç ölçü sonra kendini duyuran kısa bir sükûtun arkasından, solo baritonun hiç beklenilmeyen bir anda, kesin ve ne yaptığını bilir bir eda ile okuduğu ünlü reçitatif, dinleyenleri müthiş bir hayretle sarsar: “Ey dostlar, olmaz bu seslerle...". Sonra bu uyarının verdiği hayranlıkla, artık ne söyleyeceğini yavaş yavaş anlamak üzere olan koro, Schiller’in “Neşeye Şarkı" şiirinin başındaki “neşe” sözünün içyüzünü sanki daha iyi kavramak istiyormuşçasına, bu kelimeyi birkaç defa tekrarlar ve bu şiirin diğer kıtaları koronun ağzından bir sevinç boşanması halinde ansızın akar gider. (...) Bir süre sonra “Tanrı önünde Melek” cümlesini bir duruş izler -“Şen, şuh, tıpkı gökte uçan güneşler gibi, neşeyle siz yürüyün, tıpkı muhteşem göklerde uçan güneşler gibi, durmadan yol alın sizler, durmadan yol alın kardeşler..." cümlesi, vakur bir marş etkisiyle bir anda bütün kalpleri titretir. “Kucaklanın, ey milyonlar!" cümlesine muhteşem ve ağır bir müzik eşlik etmektedir. Ciddi bir müzikle okunan “Milyonlar, eğilmeyin siz!" sözleri ise, yerlere kapanmaya ne hacet, kaldır başını göğe bak! ihtarından başka bir şey olmasa gerek. Kısacası koronun başından beri duyulan parlak cümleler, birkaç kere daha tekrarlandıktan sonra, orkestra bu neşe havasını Prestissimo cümlesi içinde ulaşacağı en son noktaya kadar götürür.

(...) Zaten baştan aşağı “semboller” halinde akıp giden ve dinleyenin kafasında uyandırdığı hayal oranında ruha ulaşan Beethoven müziği, bir kerecik olsun büyük çağdaşı Schiller’in yardımıyla, dokuzuncu senfonide göze görünür bir anlatış halini almış ve Beethoven sembolü, ancak bu eserde, kelimenin yardımıyla içyüzünü açığa vurabilmiştir.

Cevad Memduh Altar

Yorumunuz Başarıyla Gönderildi.
İşlemeniz yapılırken bir hata oluştu

Sinema Tiyatro Konser Opera&Bale Tümü