Carmen - Ankara DOB
I. PERDE SEVILLA MEYDANINDA KARAKOL VE TÜTÜN FABRİKASI
Sahne, Sevilla’daki bir meydanda, portakal çiçeklerinin (azahar) büyüleyici kokusu ve askerlerin “ne kadar da tuhaf insan var” diye tanımladığı bir kalabalıkla çevrilidir. Sevilla, Amerika’ya açılan kapıydı; fethedilmiş yeni kıtadan altın, gümüş ve baharat yüklü gemiler buraya gelir, dünyanın her yerinden gelen yabancılar şehre akın ederlerdi. Askerlerin “etrafta dolaşan ne kadar da tuhaf insan var” derken kastettikleri tam olarak budur. Bugün bile Sevilla bu özelliğini korur. Çünkü Carmen’in geçtiği dönemde Sevilla, Batı dünyasının merkeziydi; ırkların kaynaştığı bir potaydı: iki imparatorun, Hadrianus ve Traianus’un doğduğu Roma mirasıyla, sekiz yüzyıllık egemenliğin ardından geride bıraktıkları görkemli Endülüs saraylarıyla kenti egzotik ve son derece cazip hâle getiren Arap kültürü burada iç içe geçmişti.
Bu sırada, Alcalá Ejderhaları Alayı’ndan Onbaşı Morales sahneye çıkar. Genç asker Don José ile General Zúñiga nöbet tutmaktadır. Aynı zamanda Don José’nin köyünden ,terbiyeli , iyi eğitimli güzel bir genç kız olan Micaëla, annesinin isteği üzerine onu bulmaya gelir. Annesi, Micaëla’nın subay Don José ile evlenmesini arzulamakta ve geçmişte yaşanan bir olay nedeniyle askere yazılmak zorunda kalan oğlunu affettiğini iletmektedir.
Her şey yolundayken, Kraliyet Tütün Fabrikası’nda çalışan güzel sigara işçileri sahneye girer. Aralarında Çingene Carmen de vardır. Onun halkında yazılı bir yasa olmadığı gibi aşkın da kuralı yoktur. Mérimée’nin romanında söylediği gibi, “kediler gibidirler: çağrınca gelmezler “. Carmen’in sahneye gelişiyle Don José, onun ünlü Habanera’sının ardından, gözlerinin tam ortasına fırlattığı bir çiçekle adeta büyülenir. Bu çiçek, kokusuna sarılmış bir arzuyu taşır; Carmen, “Evet benim için önemlisin,… dikkat et…aşk! “diye uyarır.
Don José’nin köyündeki kadınlar, temiz ve düzgün giysilerine büyük özen gösterirken; bu işçi kadınlar ise Sevilla sıcağının nemiyle ıslanmış bacaklarının üzerinde tütün yapraklarını sararak sigaraları yaparlardı. Bu durum, daha sonra bu sigaraları içen erkeklerin hayal gücünü besleyen erotik bir anlama dönüşürdü… ve zil mola zamanını haber verdiğinde, bu cilveli ve kışkırtıcı kadınlarla buluşmaya giderlerdi.
Bu ilk karşılaşmanın ardından, Carmen’e âşık olan General Zúñiga da olaylara dahil olur. Rakibi Manolita ile yaşanan bir kavga sırasında Carmen, onun yanağını bir çakıyla keser. Bunun üzerine Carmen tutuklanır; ancak Carmen, Don José’yi baştan çıkararak, onu yeniden göreceği vaadiyle kaçmasına izin vermesi için ikna etmeye çalışır…. José buna razı olur ve Carmen kaçar. Don José ise General Zúñiga tarafından rütbe düşürülerek hapse gönderilir; geriye yalnızca kalbini delip geçen o çiçeğin kokusu kalır, çünkü Çingene’nin büyüsü artık gerçekleşmiştir.
II. PERDE LILAS PASTIA TAVERNASI
Sevilla’yı çevreleyen surların yanında, Lilas Pastia adlı bir meyhanede, her türden insanlar sabaha kadar içmek ve şarkı söylemek için toplanır ayrıca kaçakçıların karanlık işleri de burada yürütülürdü.
Bu meyhanede Carmen, yakın dostları yaramaz ve kurnaz olan Frasquita ve Mercedes’le birlikte Seguidilla’nın flamenko temposu eşliğinde şarkı söyleyip dans ederlerdi. Eğlenmek için gelen askerler arasında Carmen’e kur yapan General Zúñiga da vardır. General Zúñiga, Carmen’in gözüne girmek için ona Don José’nin o gece serbest bırakıldığını haber verir; ancak bu, beklenenin tersine bir etki yaratır ve Carmen, José’ye verdiği söz gereği onu bekler.
Tam bu sırada Carmen’in hayatındaki bir başka önemli kişi sahneye çıkar: Granada’lı ünlü boğa güreşçisi Escamillo, Carmen’e derin bir aşkla tutulur; ancak Carmen’in kalbinde önce Don José vardır. Yine de Carmen, Escamillo’nun ihtişamı ve servetinden etkilenmiştir ve bilindiği üzere, bu denli ün kazanmış bir toreronun sahip olduğu servet, hiçbir kadını kayıtsız bırakamaz.
Don José gelir ve âşıklar buluşur; ancak görev çağırır ve José kışlaya dönmek zorunda kalır. Bu durum Carmen’i öfkelendirir ve onu kovar; fakat José kalır, aşkını itiraf eder ve bu zehirli aşktan kopmak istese de tek arzusunun onu görmek ve onunla birlikte olmak olduğunu söyler; çünkü hissettiği şeyin saf bir aşk olduğunu dile getirir.
Carmen ona, gerçekten seviyorsa her şeyi onun için bırakması, dağa gitmesi, özgür olmak ve bu aşkı hiçbir şeyin esir alamayacağı bir şekilde yaşamak için onunla birlikte olması gerektiğini söyler. José ise bunu reddeder; çünkü bunun orduyu terk etmek anlamına geleceğini ve ailesi için bir utanç olacağını düşünür
General Zúñiga’nın gelişiyle kıskançlık doruğa çıkar. José, düelloya zorlanır ve sonunda kaçakçı Dancaïre ve Remendado’ya katılarak dağlara gider. Onların yaptığı gibi Granada’dan Sevilla’ya uzanan Kraliyet Yolu üzerindeki kervanlara saldırarak kanun kaçağı ve soygunlarla dolu bir hayat sürmeye başlar. José, annesinin Micaëla ile evlenmesi için kendisine verdiği yüzükle Carmen’e bağlanır; artık mutlu eş Carmen’dir.
III. PERDE – DAĞLAR
Dağdaki yaşam zordur ve José buna uyum sağlayamaz; üstelik kıskançlık onu kemirir. Çünkü Carmen âşık olmasına rağmen özgür bir kadındır ve artık kendini bunalmış hissetmektedir; José’nin huysuzluğu ve sert mizacı onları sürekli tartışmalara sürükler ve bu durum, haydutlar için bile kötü bir etki yaratabilecek hâle gelir. Endülüs ve Çingene kadınlarında fal bakma, kartlardan gelecek okuma yeteneğine sahip olmak çok yaygındır; Frasquita ve Mercedes için kartlar kimi zaman büyüleyici bir gelecek haber verirken, Carmen için yalnızca Ölüm’den söz eder…“Önce sen, sonra o” ve Carmen kartları ne kadar yeniden karıştırırsa karıştırsın, defalarca aynı söz tekrarlanır: “Ölüm sizi bekliyor!”
Kaçakçılık için sınırı geçerken, Carmen ve arkadaşları, muhafızların dikkatini dağıtmak için hafif giysiler giyinirler; bu durum José’nin katlanamadığı bir şeydir, ancak giderek azalan bir sabırla buna tahammül etmek zorunda kalır. José’nin annesinden bir başka mesaj getiren Micaëla, onu bulmak için dağa girer; Carmen’le, o güzel ve tehlikeli kadınla karşılaşacağı an için Tanrı’dan güç dileyerek José’nin onunla birlikte köye dönmesini ister. Sahneden aniden beliren bir adama José’nin ateş ettiğini gördükten sonra, onunla konuşmak için daha uygun bir anı bekleyerek uçurumların arasında saklanır.
José’nin neredeyse öldürmek üzere olduğu kişi, herkesin büyük bir hayranlık beslediği boğa güreşçisi Escamillo’dan başkası değildir; çünkü Escamillo Sevilla topraklarında çok ünlüdür. Her şey özürler dilenerek yoluna girer; ta ki aynı kadına âşık olduklarını fark edene kadar: yine Carmen! Bunun üzerine çakı bıçaklarıyla bir kavgaya tutuşurlar; Carmen araya girerek Escamillo’yu kurtarır . Kaçakçılar, boğa güreşçisini kamptan ayrılmaya teşvik ederler; ancak ayrılmadan önce Escamillo hepsini Sevilla Arenası’ndaki boğa güreşini izlemeye davet eder ve şöyle der: “Beni seven… gelsin” Bu sözler Don José’nin kıskançlığını bir kez daha alevlendirir. Çalılıkların arasından Micaëla bulunur; gerçek bir kıskançlık kavgasına tanıklık eder ve son bir söz olarak Don José’ye annesinin ölmek üzere olduğunu, ona eşlik etmesi gerektiğini söyler. José bunu kabul eder; ancak gitmeden önce tehditkâr bir sesle Carmen’e şöyle der: “Yeniden karşılaşacağız.” Carmen ise şimdilik özgürdür ve José’nin kıskançlıklarından bıkmış hâlde kendini Escamillo’nun kollarına bırakır.
IV. PERDE – SEVİLLA BOĞA GÜREŞİ ARENASI
Bir süre sonra Escamillo Sevilla’da boğa güreşine çıkar ve herkes, Bizet’nin eserinde ayrıntılı biçimde betimlenen torero takımlarının, banderilleroların, yardımcıların (chulos) ve pikadorların arenaya girişini izlemek için toplanır; nihayetinde kılıçlı boğa güreşçisi, yani Matador olarak Escamillo’nun ortaya çıkışıyla bu geçit tamamlanır. Escamillo artık Carmen’le birliktedir ve ikisi, herkesin önünde birbirlerine olan aşklarını ilan ederler.
Herkes arenaya girmeden önce Frasquita ile Mercedes, José’nin yakınlarda olduğunu söyleyerek Carmen’i uyarır ve dikkatli olmasını isterler. Carmen ise sakinliğini koruyarak; José ile konuşacağını ve kısa süre sonra arenada onlara katılacağını söyler. Annesini kaybetmiş ve yetkililer tarafından başına ödül konmuş olan José, yıkılmış bir hâlde kalabalığın arasında saklanır ve Carmen’le konuşmak için uygun bir anı bekler. Karşılaşırlar; José ona yalvarır, geri dönmelerini ister, onsuz yaşayamayacağını söyler. Ancak Carmen geri adım atmaz ve ona bir kez daha kendisinin özgür olduğunu, özgür doğduğunu ve özgür öleceğini tekrarlar… José yalvarmayı sürdürürken Carmen, arenaya girmeye çalışarak direnir; fakat José her seferinde önüne geçer. Bunun üzerine Carmen, boğa güreşçisini sevdiğini haykırır; ya onu öldürmesini ya da geçmesine izin vermesini söyler. Carmen’i tehdit etmekten yorulmuş olan José, Carmen’in ona tükürmesiyle (çingenelere özgü bir lanetleme jesti) en büyük aşağılanmayı yaşar. Carmen, José’ye bağlılığını simgeleyen yüzüğü parmağından çıkarıp küçümseyerek yere atar. José çakısını açar ve Carmen arenaya girmek üzere kapıdan geçmeye çalıştığı anda onu bıçaklayarak hayatına son verir; böylece kartların kehaneti gerçekleşmiş olur: “Ölüm… önce ben, sonra o.”
- Event Type Opera
My Information
My Tickets
My Points
Change Password
Frequently Asked Questions